YAZMAK ÜZERİNE                                                        18.10.2021

     “Çantan doldu taştı artık. Okumaya, okula ve kurslara biraz ara verip elindekileri kullan,” dedi.

     “Ben de yazıyorum ya işte,” dedim.

      Yazmak... Kurguyu işlerken: Cümle, paragraf, konu bağlantısını kurarak, karakterleri kurgu içinde birbirine en doğru şekilde bağlayarak, sistem ve mantığı içine katarak, düzeni dikkati alarak, araştırmayı ve sonuca ulaşmayı hedefleyerek, düşünme tarzına mecburi olarak geniş açılı perspektifi dahil ederek, aktif düşünmeyi kapsayan çözüm ve karar verme yeteneğini kullanarak, yer ve yön tayini ile gizli olan bağlantıları bularak, çözüme ulaşmak gerektiğinden kurgu, matematiktir.

      Betimleme yaparken: İyi bir gözlemci olarak, görünenin altında yatanı idrak ederek, geliştirilmiş ve üzerinde durulmuş görseli kavrama yeteneğini yazıya dönüştürerek, algılananı gelişmiş estetiği içeren bir zevkle harmanlayarak ve özgün bir şekilde ifade ederek anlatılanların okuyucunun hayallerinde bir imge olarak belirmesini sağlamak gerektiğinden betimleme, resimdir.

      Dili kullanırken: Hafif bir melodiyle okuru durgunlaştırarak, tiz bir sesle huzursuz ederek,  yumuşak başlı bir ezgi ile sıcaklığı hissettirerek, heyecanın volümünü yükseltip coşturarak, hareketi, uyum ve akışı zapt ederek, frekans aralığını yakalamaya çalışırken hangi kısımda bas ve tize basma gerektiğine karar vererek, melodik akışta ön, orta ve arka plan sıralaması yaparak, öncelikleri ve hızı kontrol altına alarak tüm bunları yaparken dinleyiciyle yani okuyucuyla  yakınlaşmak için sesi bulandırmayarak, güç gösterisine dönüştürmeyerek, hoş ve derinden aynı zamanda yürekten gelen bir armoniyle dengeyi yakalamak gerektiğinden ses akışını ve  ritmi  içeren dil, müziktir.

     Ve tüm bunları bir araya getirirken: İçindeki işaretlediğin noktaları, ölçüp biçtiğin değerleri, duygu taslaklarını uygun araç ve gereçlerle şekillendirerek, birikintiler içindeki savrulmuş bilgiyi ve karışık düşünceleri başka bir forma dönüştürmek için toparlayarak, yeniden parlatarak, biçimler arasındaki bağlantıları değerlendirerek, tüm şekiller arasındaki ilişkiyi kurmaya çalışırken sabırla, incelikle, zihnini, ruhunu, duygularını özümseyerek onları ustalıkla bir heykeltıraş gibi işlemek gerektiğinden yazmak, oyma sanatıdır.

      Edebiyat tüm sanatları işte böyle içinde barındırabilir. Çoğu sanatçı da içgüdüsel olarak edebiyatın içine çekilmektedir. Edebî içerikli eser yazabilmek için okumak… Çok okumak, öğrenmek, bilmek ve bildiğinin bilincinde olmak, kendini ve etrafı yoklamak edebiyat için gerekliliktir. İçeride tüm bu gereklilikler, zihin tarafından oldukça yorucu bir eylemle yerine getirilmeye çalışılırken dışarıda hiçbir şey olmuyor gibi görünür. Orası ayrı bir mesele tabii. Ve tüm bunların maddiyatla, ün ve herhangi bir meslek içine (yazar olmak) girmekle bir alakası yoktur. Sadece varlığını ifade etme biçimidir o kadar.

      “Yani çantamdan dışarıya taşan, yere saçılmış ne varsa hepsini kullanıyorum işte,” dedim kendi kendime.

      “Yazdın da ne oldu?” dedi. (Böyle sorular düşünmek ve irdelemek için iyi malzeme veriyor bana.)

       Yani bu soruları çoğaltabilirim: Okudun, öğrendin, sevdin, sahip oldun da ne oldu? Daha da ileri gidiyorum: Doğdun da ne oldu? Bu sorular her zamanki gibi yine anlam arayışına doğru yönlendiriyor beni. (Anlam arayışıyla ilgili yorumlarımı ise Sorgu Seansı II’de  yeni yazdım bitti.)

      Kendimi yormamak için kısaca:

      “Hiçbir şey olmadı,” dedim.

      İşte o hiçbir şeyin içinde ne mi oldu? Bu da başka bir yazıda cevaplanacaktır.

GÜL KARA